27 Kasım 2014 Perşembe

VİYANA'DA TEK BAŞIMA








  Daha Roma ile ilgili hiç bir yazı yazmamışken ve aradan iki ay gibi bir süre geçmişken bambaşka bir ülkeden bildiriyorum. Viyana! Roma yazılarım şimdilik bir kenarda dursun. Ben size tek başıma gittiğim ve kendimi inanılmaz güvende hissetiğim bir ülkeden, Avusturya'dan bahsetmek istiyorum. 

Her şey çok ani gelişti ve ben kendimi bir anda Viyana'ya uçak bileti almış buldum. Hem de aldığım günden 3 hafta sonrası gibi çok kısa bir zaman aralığı içerisinde. Viyana hakkında tek bildiğim Annemlerin geçen sene gidip bize dönüşte getirdikleri Sachertorte pastasıydı. Viyana denince akla gelen ilk sey tabi ki şinitsel olsa da, benim damak zevkime ve saglıklı beslenme alışkanlığıma uymadığından benim ilgimi ne şinitsel ne de tatlıları çekti. Evet Viyana'ya gidip Figmüller'de şinitsel yemedim! Yemek kültürlerinden çok, ki pek yemek çeşitleri yok, üç günde nereleri gezebilirim, sokak pazarları nerde, hangi markette istediğim organik ürünleri bulabilirim gibi pek turisttik olmayan bir düşünce tarzı içerisindeydim. Sanırım tek başıma olmamın bir getirisi olarak bir cafede tek başıma oturmaktansa her yere yürüyüp şehri kesfetme düşüncesi benim için daha cazipti.

Gitmeden önce annemlerden aldığım Viyana şehir haritası sayesinde gideceğim yerleri haritadan bulup işaretledim ve bu sayede benim için her şey daha da kolaylaştı. 3 gün gibi çok kısa bir zamanım olduğu için ve gidince valiz beklemeden biran evvel şehre karışayım diye yanıma sadece bir sırt çantası aldım. Tabi içine dönüşte alacagım, sadece gıdadan oluşan, şeyleri koymak içine kumaştan küçük bir valizi katlayıp koydum ve sadece yedek bir pantolon ve kazak alarak yolculuğuma başladım. 2 saat gibi bir süre sonuna öğle saatlerinde Viyana'ya sorunsuz bir şekilde ulaştım ve bir kere daha sırt çantası alarak nekadar iyi yaptığımı düşünerek hava alanından otobüse binerek şehre 45 dakikada ulaştım. Şehrin ana tren istasyonlarından biri olan Westbahnhofta indim ve otele gidip vakit kaybetmektense tren istasyonunun içindeki kilitli dolapların bulunduğu bölüme giderek sırt çantamı dolaba koydum ve şehri keşfetmeye başladım. 

İlk durağım tren istasyonuna oldukça yakın olan ve şehrin en meşhur caddelerinden biri olan Margaratengürtel di. İstiklal Caddesi'ne benzer bu caddenin tek farkı dükkanların oldukça erken kapanıyor ve ortasından tramvayın geçmiyor olması sanırım. Gitmeden önce hangi markete bile gireceğimi planladığımdan hiçbir şey benim için tesadüf olmadı DM, Billa nerdeyse her köşe başında olan ve içinde istediğim her organik ürünü bulabildiğim çok yaygın marketler. Kozmetik alışverişi için her adım başı Bipa adında dükkanlar var( Bipa'nın kendi markası olan rimelleri hem çok ucuz hemde çok güzel tavsiye ederim). Kıyafet alışverişi için benim ilgimi çeken Forever 21 ve American Apparel di. Bu caddenin sonu Museums Quartier'a çıkıyor ve burdan başlayarak bir çember içinde şehrin bütün turistik yerleri bir günde gezilebilir, ki ben öyle yaptım.

Sokaklar sakin, şehir sessiz, insanlar kendi halinde, havada kuru bir soğuk var ama insanı rahatsız etmeyecek türden. Bir günde, üstelik hiç metro bile kullanmadan şehrin merkezini yayan bir şekilde gezerek bitirdim ve kısa bir market alışverişi yaparak sırt çantamı tren istasyonundan alıp otelin yolunu tuttum. Odaya yerleşecek kadar bir eşyam olmadığı için sadece çantamı odaya bıraktım ve okadar yol yürüyen ben değilmişim gibi şehri gece keşfetmek için tekrar yollara düştüm, Stephanzplatz'a gidip sadece katedrali gece görmek için. Yürümekten ayaklarım taşlaşmadan ve ertesi gün güne çok erken başlayacağımdan artık gidip uyumaktan başka yapacak bir şeyimin olmadığının geçte olsa farkına vardım ve dönüş yolunda hafifçe yağan  yağmura rağmen keyfimin yerinde olmasına şükrettim.

Cumartesi sabahı Viyana'da yapılacak tek bir şey var; NASCHMARKT !

devam edecek...








13 Ekim 2014 Pazartesi

BERRİLLA'NIN MEKSİKA FASULYESİNDEN BROWNİSİ




                   Yaklaşık bir senedir fasulyeden browni yapmak için bir heyecan içerisindeydim ama ne olduysa bir türlü bunu gerçekleştiremedim. Araya okadar çok tarif ve düşünce girdi ki; bazen unuttum, bazen tamam bu haftasonu kesin yapıyorum dedim, bazen malzemelerim bile hazırdı ama bende ki heves gitmişti. En son iki hafta önce fasulyelerimi geceden ıslattım ve ertesi gün bir güzel haşladım. Ben Meksika fasulyesi kullandım; diğer fasulyeler içinde antioksidan oranı en yüksek ve bolca lif içeriyor, hem de protein oranı yüksek, daha ne olsun.Fakat bu fasulyenin cinsinden mi bilmiyorum geceden beklemesine rağmen çok çok geç haşlandı. Düdüklüde yapmak gerekirdi belki de. Elimde çok fazla tuzlu badem vardı ve normalde tuzlu badem yemediğim için onları değerlendirmek istedim ve 1 gün boyunca suyun içinde beklettim. Uzun süre suda bekledikleri için hem tuzları gitti hemde kabukları kolayca soğuldu. Blendırde uzun süre çektirerek  iyice toz haline getirdim ve brownimin ana malzemeleri böylece hazır oldu.

                    O gün annem İstanbul' a gelecekti ve biz ertesi gün Roma'ya uçacaktık. Ben bu işi neden o güne bıraktım bilmiyorum; valizim bile daha hazır değildi ve ben browni yapma peşindeydim. Tabi ki o gün o browniyi yapamadım ve malzemeleri difrize atarak yine ertelemiş oldum.Ve iki hafta sonra, yani dün, malzemelerimi difrizden çıkardım ve tamamen çözüldükten sonra fasulyelerimi robottan geçirerek ana malzememi hazır hale getirdim. İlk defa yapmadığım bir şeyi yaptım ve geriye kalan bütün malzemeleri robata atarak hepsini robotta karıştırdım. Normalde hep tel çırbıcı ya da kaşık yardımıyla malzemeleri karıştırırdım. Ben bu zamana kadar kendimi nasıl yormuşum inanamıyorum! Bütün malzemeler iyice karıştıktan sonra yağlı kağıt serdiğim bir borcama karışımı boşalttım ve üzerine kurutulmuş yaban mersinleri ekleyerek önceden 180 dereceye ayarladığım fırında 20 dakika pişirdim. Sonuç mü-kem-mel !


- malzemeler-

* 2 su bardağı haslanmış fasulye (ben siyah renkli Meksika fasulyesi kullandım normal beyaz kuru fasulye de olur)

* 2 yumurta

*1 bucuk su bardağı badem tozu

* 100 gram tatlandırıcı (agave, akçaağaç, hurma şurubu,)

* 3 dolu dolu kaşık kakao ( yaklaşık 60 gram )

*  5 yemek kaşığı hindistancevizi yağı

* yarım çay kasığı vanilya (çubuk vanilyanın içinden)

* 1 çay kaşığı karbonat

* yarım çay kaşığı muıskat rendesi

* 3 yemek kaşığı yulaf kepeği

* üzerini süslemek için yaban mersini



Afiyet olsun!




***





1 Ekim 2014 Çarşamba

H&M CONSCIOUS DENİM



           Roma'dan döner dönmez ayağımın tozuyla H&M ile çok güzel bir çekim gerçekleştirdik. H&M'in "sürdürülebilir moda" adı altında çıkardığı doğa dostu  Conscious koleksiyonu bu sefer denim haliyle karşımıza çıkıyor. 2 Ekim Perşembe günü belli mağazalarda satışa çıkacak bu koleksiyondan benim favorim denim sweatshirt oldu. 

Conscıous denim koleksiyonundaki her giyside sürdürülebilir giyim ve bakıma ilişkin ayrıntıları içeren Clever Care etiketi bulunuyor. Ayrıca sürdürülebilir modanın bir taahdüdü olarak kıyafetlerin askılarında Conscıous niteliklerini açıklayan etiketler bulunuyor. Ve dahası bazı kıyafetler  geri dönüştürülmüş denim ipliklerden üretilmiş. 

Ne kadar sağlıklı beslensem de giydiğim kıyafetlerde kullanılan kimyasalların bana zarar verdiğini biliyorum. Bu koleksiyonun doğa dostu olması ve bana çokta zarar vermeyeceğini bilmek bile güzel.



Sizin favorileriniz neler olacak merak ediyorum !




***



29 Eylül 2014 Pazartesi

YENİDEN ROMA



                      Yeniden Merhaba! 

Birtakım yeni oluşumlar içerisindeyim ve şimdiden çok heyecanlıyım. Blog hayatımın duraklama döneminde olsam da dönüşüm kesinlikle çok güzel olacak. Sizden sadece biraz zaman istiyorum. Bu zaman ne kadar sürer bilemiyorum ama kesinlikle beklediğinize değecek. Yeniden bu heyecanı duymak okadar güzel ki çünkü bir dönem gerçekten bütün hevesimi yitirmiştim sosyal medya adına. Yeni bir şeyler yapmam gerekiyordu ve sanırım bu yeniliği, en azından şimdilik, fikir olarak buldum ve bunu geliştirmek için biraz zamana ihtiyacım var. Okunmasa bile ben yazmayı çok özledim ve aklımda sürekli neler yapabilirim diye düşünceler var. Bu hevesimi kaybetmemek için elimden geleni yapıyorum; yazıyorum, çiziyorum, notlar alıyorum ve bunu kesinlikle çok severek yapıyorum!

Geçen hafta annemle kısa bir Roma gezimiz oldu. Görünürde 4 gün olabilir ama biz o 4 güne bir 7,8 gün sığdırmışızdır. Annemin de benim de Roma'ya ikinci gidişimiz. Bu yüzden klasik Turist gezisi değildi bizimkisi; bir Romalı gibi yaşadığımız, şehrin içine karıştığımız bir geziydi. Roma sokak pazarları, ikinci el pazarlar, organik sebze meyve pazarları gibi birçok kategori var yazmam gereken ve nereden başlasam bilemiyorum. Bunun dışında, Roma'da hediyelik eşya ne alınır gibi bir soruya cevap beklemeyin; Roma'dan yiyecek ne alınır?, hangi Mozeralla, ricotta, tiramisu daha iyidir? Romalılar hani pizzacıya gider? Hangi dondurmayı yer? En uygun fiyatlı market alışverişi nereden yapılır? gibi soruların cevaplarınız yazacağım ve eminim ki bunları okuduktan sonra Roma'ya gitmişseniz bile tekrar gitmek isteyeceksiniz. 

Ben ilk önce hangisini yazacağıma karar veremedim, belki siz bana yardımcı olursunuz ?


*İki sene önceki Roma gezi notlarımı merak ediyorsanız sizi BURAYA alayım.



***

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...