12 Ocak 2016 Salı

BUDAPEŞTE NOTLARI

Herkese Selam!
 Budapeşte'den döneli daha bir gün oldu ve ben bu güzel şehirle ilgi bir yazı yazmak için hemen bloga koştum. Sırada bekleyen daha birçok yazı olmasına rağmen, mesela Genova, mesela cinque terre, neden Budapeşte bilmiyorum. Belki daha çok sıcağı sıcağına olduğundan belki de bir buçuk güne onlarca şey sığdırmış olmamızdan.
Budapeşte hikayesine en baştan başlayacak olursak bundan bir ay öncesine gitmemiz gerekecek. Budapeşte'nin kendi havayolu olan Wizzair'den şans eseri çok uygun bir fiyata bilet buldum ve neden olmasın diyerek ikizime 'beraber gidelim mi' diye sordum. O da onay verince hemen o gün biletleri aldık. Benim gibi seyahat etmeyi çok seven arkadaşım, Genovaya da beraber gittiğimiz, Gözde sayesinde öğrendiğim 'ciytmaps2go' uygulamasından Budapeşte haritasını indirdim ve gidelecek noktaları işaretlemeye başladım. Yurtdışı seyahati yapacaklara kesinlikle tavsiye edeceğim bir uygulama. En güzel özelliği internet olmadan da çalışıyor olması.
Aslında Budapeşte etrafımda çok gidenin olmasından kaynaklı, çok yabancı olduğum bir şehir değildi. Çok yakın bir tarihte annemle babam gittiğinden, hatta babamın Budapeşte ile ilgili olan fotoğraf gösterisinden(gösteriyi merak edenler için tık tık)  çok etkilendiğimden dolayı sanırım, beni daha gitmeden etkisi altına almıştı.Topu topu 2 günümüz vardı ve gideceğimiz tarihte Budapeşte'de hava eksi derecelerde ve kar yağışlı gösteriyordu. Gereken hazırlığı yapmalıydık. Son anda bir arkadaşımızın da, Ezgi, bu geziye dahil olmasıyla  kalacağımız yeri airbnb'den seçmenin daha mantıklı olacağına karar verdik ve merkezde güzel bir yer bulduk. Yanımıza sadece bir sırt çantası alarak yola çıktık. Tabii atkı, bere, eldiven ve şemsiyeler olmadan asla!
Uçağımız ineşe geçtiğinde bulutlardan göz gözü görmüyordu. Nerdeyiz, geldik mi, aşağısı hiç gözükmüyor nasıl ineceğiz derken uçak tekrar kalkışa geçti. Hava okadar kötüydü ki, sanırım inemeyeceğiz diye düşünmeye başladık. Biraz yükseldikten sonra tekrar alçalmaya başladık ve yere yarım metreden az bir mesafe kala pist görünür hale geldi. Karların bir ayak boyundan fazlaca olduğu görülen piste hızlıca indik. Soğuk, karlı ve de yağışlı hava bize hoşgeldin dedi.
Budapeşte para birimi Forint ve Türk lirasıyla nerdeyse eşdeğer. Türk lirasının sıfır atılmamış hali diyebiliriz. Çoğu yerde Euro da geçiyor ama Euro ile ödemek çok daha pahalıya geliyor. Bunu bildiğimizden yanımıza forinte çevirmek için Euro almıştık. Havaalanında fazla komisyon aldıkları için şehir merkezinde elimizdeki Euroları Forinte çevirdik. Kalacağımız ev şansımıza şehrin ana meydanlarından ve S.t Stephen's Basilica'sına bakan şahane penceresiyle oldukça iyi bir yer çıktı ve bizi oldukça keyiflendirdi. Eşyalarımızı bırakır bırakmaz, yani sadece sırt çantamızı, hemen şehri keşfetmeye çıktık. Hava çok soğuktu; hem karla karışık yağmur hem yerlerin kar ve de buzla kaplı olması kayıp düşmemek için çok dikkatli olmayı gerektiriyordu. 




Budapeşte 'Buda' ve 'Peşte' diye ikiye ayrılıyor ve bu iki yakanın arasından Tuna nehri akıyor. Bu iki yakayı birleştiren birçok köprüden şehrin sembolü haline gelmiş olanı meşhur Aslanlı köprü; Zincir köprü de deniyor.  Biz bu köprüden hava -2 derecede ve geç bir saatte geçme gafletinde bulunduk. Köprünün ortalarına geldiğimizde Tuna nehrinden esen dondurucu rüzgar bizi adeta sarhoş etti; ne kimse birbiriyle konuşabildi ne de elini cebinden çıkarıp fotoğraf çekme cesaretini gösterebildi. Normal yaşantımızda olsak kimsenin evinden dışarı adım atmayacağı bir havada biz köprünün ortasında, yağan hafif karla beraber usul usul yürüyorduk. İşte bu anca yeni yerler keşfetmeyi seven birinin anlayabileceği bir şey.




Havanın dondurucu soğuna karşı dükkanların, kafelerin içi sıcacık. Çalışanlar hepsi kısa kollu, yazlık kıyafetlerle dolaşıyorlar. Çok üşüdüğümüzü hissettiğimiz her an kendimizi bir marketin, kafenin içine attık ve bol bol kahve içtik. Geldiğimiz ilk gün kaldığımız evin hemen karşı caddesindeki aslen dondurmacı olan 'Gelarto rosa' adında çok şirin mekanda bir kahve molası verdik. Dondurmayı gül şekli vererek koyuyorlarmış ama havanın soğukluğundan biz sadece kahveyle yetindik. Makinam çoğu zaman yanımdaydı ama aşırı soğuktan dolayı mercek çoğu zaman donarak buğu yaptı. Karla karışık yağmur makinanın  üzerinde leke yaparak çekim yapmamı engelledi gibi gibi bir sürü şey başıma geldi. O yüzden çok az fotoğraf çekebildim. 



Daha önce Viyana yazımda marketlerden bahsetmiştim. Budapeşte'de de aynı marketlerden mevcut. Aldi, bim gibi ve çok ucuza güzel çikolatalar; kinoa patlağı amaranth patlağı gibi ilginç sağlıklı gıdalar bulabileceğiniz bir yer. Prima ve spar da yine güzel büyük marketlerden. Uçağa bagaj vermeyeceğimiz için çok çok istememe rağmen akçaağaç şurubu bulsam da alamadım. Onun yerine bol bol şekersiz bitter çikolatala ve kinoa patlağı aldım. Akçaağaç şurubu önümüzdeki seyahate artık.


Budapeşte de yenecek çok fazla şey yok. Türk mutfağının zenginliğini göz önünde bulundurursak birşey bulmak zor. Gitmeden önce mutlaka denemelisiniz denen birkaç şeyden biri meşhur gulaschsuppe yani gulaş çorbasıydı; soğuktan vücudumuzu hissetmediğimizi anladığımızda en yakındaki bir kafeye oturduk ve ısınmak için bu çorbadan içtik. Açıkçası ben çok beğenmedim.Hem çok yağlıydı hem de belli bir aroması yoktu. Bizdeki en basit bir çorba bile eminimizi daha lezzetli kalır yanında. Tek yediğimiz oraya özgü şey sanırım bu çorbaydı. Tabii birde unutmadan, nerdeyse her sokakta karşınıza çıkacak olan, ikizimin deyimiyle 'tatlı kokoreç' kürtoscalaks yemeden dönmedik. Bir daha yer miyim? 
Sanmam.



Budapeşte'de aklımda kalan birkaç yerden biri Kioks. Mekan tasarımı ve ortamıyla kesinlikle o atmosferi solumayı gerektirecek yerlerden. Duvara yansıttıkları Casablanca filmi ise bu ortamı daha da güzelleştiriyor. Gündüz kahve içmek akşam ise yemek yiyip sohbet etmek için çok güzel bir yer. Mutlaka gitmenizi tavsiye ederim.






Bizim gittiğimiz tarihte hava evet çok soğuktu ama Budapeşte'nin o güzel atmosferi bunu kesninlikle unutturuyor. Yaza doğru tekrar gidip her yeri doyasıya dolaşmayı şimdiden arzu ediyorum. Belki yine bir bilet bulup sürpriz bir ziyaret yaparım belli olmaz. Daha önümde gidilecek birkaç ülke daha varken bu hayali biraz ertelesem daha iyi tabi :)







                       Budapeşte'de yapılacak çok şey var. Bunu madde madde yazmak biraz saçma olabilir. Eğer vaktimiz olsaydı kesinlikle devasa büyüklükteki buz pistinde karın altında kaymayı isterdim. Ya da hava eksi derecelerde iken termal havuzun içinde olmayı. Sabah erken saaatlerde Budapeşte'nin meşhur kapalı pazarına gibip sebze, meyveleri doyasıya incelemek, her şeyden tatmak... ya da ya da Budapeşte'nin gece hayatının kalbinin attığı Szimplakert'e gündiz vakti gidip, o yıkık dökük binayı fotoğraflamak. Sanırım bu isteklerim çoğalarak büyüyecek ve hep daha da fazka şey isteyeceğim. Ama gittiğiniz ülkelerde her şeyi yapmamak aslında iyi oluyor çünkü tekrar gitmeye bir neden bırakmış oluyorsunuz.

Benim yapılacaklar listem şimdiden belli. Bir sonraki Budapeşte gezisini beklemekten başka yapacak birşeyim yok.

Şimdi bir sonraki seyahat için araştırma yapmaya başlamam lazım..Bir sonraki seyahatin neresi olduğunu tahmin edebilecek var mı?


B.







2 yorum:

Blogger Bolat dedi ki...

Ata toprağımdır, Buda'sı Peşte'si de, gitmişleyin Gülbaba'ya uğrasaydın Beril :)

Bizim Mutfak-Aysel dedi ki...

Merhaba, sağlıklı tarifler ararken ratladım size. Biraz gezerken de Budapeşte gezisine denk geldim. Yaklaşık on yıl önce gitmiştim. Çok ta sevmiştim. İnşallah tekrar gitme şansım olur tabi sizin de :) Sevgiler. [Bu arada tarifler de çok güzel] http://bizimmutfakdan.wordpress.com/

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...