21 Eylül 2016 Çarşamba

STOCKHOLM | ŞEHİR HAYATI

                             
                   Sonbahar, son 3-4 senedir yeni seyahat planları içinde olduğum bir ay oldu. Yaz ayı zaten kendi halinde çok güzel bir dönem olduğu için, hem çok çabuk geçiyor hem de deniz, kum, güneş üçlüsü yetiyor. Sonbahar, Kış ayları ise hem çok uzun, hem de karamsar bir dönem. Bir hedef, plan, seyahat  olmadığı sürece benim için çekilmez oluyor. Mümkün olduğunca yeni seyahat rotaları belirleyerek, tüm kış dönemini kapsayacak şekilde farklı aylara uçak biletleri alıyorum. Geçen sene Kasım ayında Cinqueterre ile başlayan seyahatim Ocak'ta Budapeşte, Şubat'ta Stockholm ve Nisan ayında Paris ile devam etmişti. Gezilecek yerleri araştırma, ne yenir, ne alınır gibi sonu gelmeyen araştırmalarla Kasım'dan Nisan'a kadar zaman okadar çabuk ve dolu dolu geçti ki, Yaz birden geliverdi. Stockholm ile ilgili bir başlangıç yazısı hazırlamış ve devamı gelecek demiştim. Aradan 6 ay geçti belki ama sonunda yazının devamı geldi. Bu sene sırasıyla Berlin-Kopenhag-Bolonya-Floransa-Venedik planları yapıldı ve araştırmalara başlandı bile. O yüzden geçen senenin yazılarını bu seyahatlere başlamadan bitirmem gerek. Evet Stockholm nerde kalmıştık?



Şubat'ta Stocholm'e gideceğimizi duyan herkes donacaksınız, kışın Kuzey'e gidilir mi, hava çok erken kararıyor orda, kuru soğuk olur, kar olur çok... gibi bir sürü olumsuz cümleler işittik. Havanın kışın sürekli eksi derecelerde ve çok soğuk olduğu söylensede oraya varınca durumun biraz abartıldığını anladık. Evet soğuk ama dayanılmayacak gibi değil. İlk defa gittiğiniz bir yer, keşfedilecek, görülecek bir sürü güzel yer var; sizce soğuk sizi durdurabilir mi? İstanbul'da havanın en soğuk olduğu zaman nasıl giyiniyorsam yine aynı şekilde giyindim. Neyse ki yanımızda herşeyi önceden düşünmüş ve bu konularda tecrübeli bir hostes arkadaşımız vardı.( Aybikecim sen birtanesin :)Yanında bir sürü el ve ayak ısıtıcısı getirmiş. Dışarı çıkarken yanımıza birkaç tane alıp öyle çıktık ilk günlerde. Avucun içine koymak gerçekten çok etkili oluyor. Sürekli fotoğraf çektiğim için elimin üşümesine çare oldu. 




 Gündüzleri ilk gün dışında yağış olmasa da geceleri sürekli kar yağışı oluyordu.  Hava 4-5 gibi kararmaya başlıyor ve havanın kararmasıyla aynı saatlerde açık birtane dükkan bulmak mümkün olmuyor . Önceden araştırıp bulduğum bir çok restorant ve kafeye ne yazık ki giremedik. Hep kapı duvar. Şöyle düşünün ki, İsveç köfteyi sadece geçen yazımda bahsettiğim Skansen'in içindeki bir restorantta yiyebildik. Şansımıza öğle saatiydi ve hiç turistin olmadığı bir yerdi. Bizdeki İkea mantığı ile işleyen bir yer; köfteleri gerçekten çok güzeldi. Diğer restorantların hepsine kapanış saatlerinde gitmiş bulunduk ve gündüzleri müze, tarihi yerler derken gidecek vakit yaratamadık. Şansımıza kaldığımız yerin yakınında büyük bir market vardı ve kapanış saati 22:00 dı. Kaldığımız Apart'ın mutfağı olduğu için bu markete uğrayıp akşam evde yemek yapmak için bir şeyler alıyorduk. Dışarda İsveç köfte yiyemeyince, hazır köfte ve sosunu alıp evde yaptık, ama pek güzel olmadı. 
             





     Kaldığımız ev çok merkezi olmasa da ulaşımı kolay ve çevresi çok modern binalarla dolu bir bölgedeydi. Ben gidene kadar Stockholm adının bir açıklaması olduğunu bilmiyordum. Stock(çok), holm(ada) demekmiş ve üzerindeki 14 ada bulunmasına bir atıfmış. Bizim kaldığımız yer   Hammarbyhammen üzerindeydi. Gündüz, sadece cam pencerelerini görebildiğimiz ve pekte dikkatimizi çekmeyen o modern binalar hava kararınca adeta bambaşka bir yere dönüşüyordu. Evlerin hiç birinde perde ve lamba yok. Her evin cama yakın bölümünde daima yanan bir abajur var sadece, okadar. Evlerin içi çok net bir şekilde görülebiliyor ve bundan kimse rahatsız olmuyor. Pencerelerin önünde ya da balkon demirlerinde hep ışıklar asılı, sanki hep yılbaşı yaşanıyor gibi. Dışarı gördüğümüz ailelerin en az 3 çoçuğu kesin var. Devlet her çoçuk için iyi bir para veriyormuş ailelere. Her yer küçük sarı kafalarla dolu. 



Şehri keşfe çıkmak için sabah çok erken saatte kalkıyorduk. Kaldığımız yerin orda yapay bir göl ve yürüyüş alanı vardı. Sabah köpeğini alan herkes ya koşuyor ya da yürüyordu. Tramvay durağında elinde kızaklar ve kar kıyafetleri ile bekleyeni bile gördük. 



Metro istasyonlarının sanat eseri gibi olduğunu araştırmalarım sırasında çok kere okumuştum. Özellikle birkaç istasyon gerçekten Müze gibi ve durup incelenecek özelliklere sahipti. Gezeceğiniz yerler arasına metro istasyonlarıı eklemekte fayda var. Benim favori birkaç istasyonum meşhur gökkuşağı olan  Stadion T-Bana ve bir diğer en beğendim Kungstradgarden. Sadece durak gezmek için birkaç saat harcamış olabiliriz. Evet birçoğu çok güzeldi ama her istasyon da söylendiği gibi değildi. Görmediğimiz daha birçok güzel durak olduğuna eminim. 



Yurtdışında birçok markete girdim ama burdaki kadar sağlıklı beslenmeyle ilgili ürünü bir arada görmedim. En ufak markette bile dolaplarda çeşit çeşit yeşil içecekler, salatalar, raw barlar, raw dondurmalar, sağlıklı atıştırmalıklar... Ve merkezi bir çok yerde organik dükkanlar oldukça büyük ve çok çeşitli. Üstelik smoothie yapan kafeler, sağlıklı atıştırmalıkların olduğu kafeler oldukça fazla. Hernekadar Stockholm pahalı bir şehir desem de sağlıklı ürünler oldukça uygun fiyatlıydı. Su kesinlikle bir çok şeyden daha pahalı bu şehirde. 




Şubat ayı olduğu için mi yoksa hem uzak hem de pahalı bir şehir olmasında mı ortalıkta hiç turist yoktu bilmiyorum ama gelmeyenlerin çok şey kaçırdığı bir yer. Stockholm eski şehri Gamla Stan bir sonraki yazının konusu olsun. Çünkü çok fazla fotoğraf ve paylaşacak şey var.

Sevgiler,



Beril




***

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...