3 Ekim 2016 Pazartesi

PARIS | LE MARAIS | EIFFEL


Neden bu kadar geç oldu inanın ben de bilmiyorum. Paris'te olduğum süre boyunca sosyal medyadan okadar çok fotoğraf paylaştım ki, sanırım fazlasıyla doydum bu güzel şehre. Ama bir dakika, Paris'e doymak mı dedim, geri alıyorum; mümkün olmayan bir söylem bu. Paris'te olmak sanırım herzaman güzel. 
Beni uzun süredir takip edenler biliyorlar ki, bundan beş sene önce Paris'e gitmiştim, üstelik otobüsle. Yazıyı hatırlayanlar var mı bilmiyorum ama merak edenler için Amsterdam'dan Paris'e olan yolculuğumuzun hikayesi BURDA 
Sosyal Medyanın sadece blog üzerinden yürüdüğü o dönemlerde anlık paylaşım yapmak hem mümkün olmuyor hem de kısıtlı bir alan içinde kalıyorduk. Snapchat, instagram, instastory hiç bir şey yok. Sadece blog yazarak düşünceleri ve fotoğrafları aktarabiliyorduk. O dönemin blog dünyasını özlesem de şu an anlık paylaşım yapmanın zevkini sanırım buna değişmem. 



Paris'e tekrar gitme düşüncesi aslında aklımda yoktu. Paris'te doğup büyüyen ve dört beş sene önce Türkiye'ye dönen ve benim iki sene boyunca çalışma arkadaşım olup, sonra da yakın arkadaşım olan Emel sayesinde Paris'e tekrar geldim. Emel ailesini ziyarete Paris'e gidecekken bana 'sen de gel' dedi ve kendimi Paris'e bilet alırken  buldum. Beş sene önce abimle Paris'te nerdeyse bütün turisttik aktiviteleri yaptığımız için bu seferki ziyaretim bir turist ziyaretinden öte, kendimi oralı gibi hissettiğim bir süreç oldu. Tabi bunda Emel'in Paris'te ne yapılır, ne yenir, yerliler nereye gider gibi bütün sorularun cevaplarını bilmesinden de kaynaklanıyor. 




Paris'ten aklında kalan hala ne var derseniz kesinlikle karabuğdaylı krep derim. Krep onlar için bizdeki döner gibi bir şey; her yerde var. Tatlı krep, tuzlu krep diye ikiye ayrılıyor ve tuzlu olanlar genelde karabuğdaydan yapılıyor. Sağlıklı olsun diye yapılmış bir şey değil diye düşünüyorum çünkü her yerde bu şekilde. Öncelikle krebinizin tatlı mı yoksa tuzlu mu olacağına karar veriyorsunuz; tuzluyu seçerseniz hamuru normal ve ya karabuğdaylı olarak isteyebilirsiniz. Ben karabuğdaylı hamura kaşarlı ve tavuklu olarak yedim hep. Hatta Türkiye'ye dönünce kendi karabuğdaylı krebimi yapmak için birçok denemem oldu ve kendi tarifimi çıkarıp vieosunu paylaştım.
Denemek isterseniz buraya TIK TIK

Farklı birçok yerden krep yesek te bir yer vardı ki, önünde yarım saat sıra bekletecek lezzette ve bol malzemesiyle bir kişiye fazla gelecek büyüklükte. Özellikle bu krepçiyi adres olarak buraya not düşeceğim ki hem ben unutmayayım hem de gidecek olanlara gerçek Fransızların gittiği, pek turisttin bilmediği bir yer olarak tavsiyede bulunmuş olayım. Citymapst2go uygulamasından daha önce bahsetmiştim yurtdışına gittiğimde yer, yön bulmada bu app'i kullanıyorum. Bu app'i kullananlar varsa kolayca bulabilmeniz için krepçinin tam adı: 'Au P'tit Grec'

Tam adres olarak Quartier du Jardin Des Plantes 68 rue Mouffetard
11:00'dan gece 12'ye kadar açık üstelik. Küçücük bir dükkan ve oturacak yeri yok. Uzun bir kuyruğu beklemeye göze aldıktan sonra krepinizi alıp sokaklarda dolaşarak yemek daha keyifli olacaktır zaten. 








Beş sene önce geldiğimde yaptığım ilk turisttik şey sanırım Eiffel'in en tepesine kadar çıkmaktı.  Ara sokaklardan Eiffel'in en tepesini bir parçada olsa görmek kesinlikle çok heyecan verici. Ona ulaşmak için heyecan duymak, en yakınında olup bakmak için adımların daha da hızlanması kaçınılmaz. Bu demir yığınının neden insanı bu kadar heyacanlandırdığı bilinmez ama bir büyüsü kesinlikle var. Her sabah spor olsun diye Eiffel'in en tepesine koşar adım çıkan Fransızları kıskanmamak elde değil. Beklenen sıra, çıkılan yüzlerce merdiven kesinlikle en tepeden manzaraya baktığınızda değiyor ama bir turist olarak ikinciye çıkmak vakit kaybı olurdu sadece. Akşam tekrar gelip Eiffel'i ışıklı hali ile izleyeceğimiz için önünde birkaç fotoğraf çekilip yolumuza devam ettik.





Paris ile ilgili okuduğunuz her yazıda Le Marais bölgesi kesinlikle geçer; geçmemesi mümkün değil çünkü farklı tasarımcıların, vintage butiklerin ve birbirinden farklı markaların bu bölgede mağazaları var. Her köşeyi döndüğünüzde, acaba burda ne var diye girdiğiniz her sokakta sizi şaşırtacak bir yer muhakkak çıkıyor. Benim bu bölgedeki ilk keşfim Bimba & Lola markasıydı. Yani bundan beş sene öncesine dayanıyor. İnternette tesadüfen birinin kolunda gördüğüm deniz yıldızı şeklindeki bilekliğe sahip olma arzusuyla yanıp tutuştuğum ve sonunda araştırarak bu butiğin Paris'te olduğunu öğrendiğim heyecanlı bir dönemdi. Bileklikle ilgili yazım BURDA =)

Bu bölgedeki ilk vintage keşfim ise Fre'p'star dı. Beş sene önce 5 euroya aldığım Levis şortun vintage   populerliğinin artmasıyla  40 Euroya çıktığını görünce hayal kırılığı yaşasamda, o atmosferi solumak, eski parçalara dokunup hikayelerini hayal etmek benim için her zaman keyifli olmuştur. Geçen yıllar içinde bölgedeki vintage dükkanlar bir hayli artmış ve tabiki fiyatlarda doğru orantılı bir şekilde epey yükselmiş. Vaktiniz varsa bu dükkanlara dalıp iyice karıştırmanızı öneririm çünkü iyice eşelemedikten sonra bir şey bulmak pek mümkün olmuyor.


                Yazdıkça farkediyorum ki bu seyahatim daha çok yeme içme üzerine kurulu olmuş. Fotoğraflara bakıp o anları düşünce aklımda hep şuraya gidip şunu yemiştik, ordan çıkıp şunu içmiştik gibi şeyler oldu. Le Marais bölgesi bana Bubblet Tea gerçeğini öğretti, şükürler olsun! Bu içeceği bana Emel söyleyene kadar varlığından bihaberdim. Tapioca adında bir bitkiden elde edilen nişasta gibi bir şey. Nötr tatta, jelibonumsu kıvamda küçük topçukların içinde olduğu; istediğiniz çay ya da meyve aromasıyla kombinlenip servis edilen ve içerken verdiği hissiyatı çok değişik olan eğlenceli bir içecek. Ben en çok Matchalı olanını sevmiştim. Le Marais bölgesinde farklı bir çok Bubble Tea dükkanı var. Benim tavsiye edeceğim yer Rue Therese caddesinde Yiyun Bubble Tea.(yeşil çaya mangolu ve hindistancevizli olanını denemelisiniz) 
Le Marais bölgesinde Uzakdoğu mutfağının birçok güzel örneğini de bulmak mümkün.
Emel'in orda yaşayan abisi ve Vietnamlı kız arkadaşının bizi götürdüğü, Yiyun Bublble Tea ile  aynı cadde üzerindeki JanTchi kesinlikle tavsiye ederim. Rezarvasyon olmadan gitmek imkansız, kapının önünde kaldırım boyunca devam eden bir sıra var. Porsiyon büyüklüğü ve lezzeti ile kesinlikle buna değer.





             Nisan ayı olmasına rağmen Paris'te keskin bir soğuk vardı. Havanın sürekli kapalı olması fotoğraf açısından şans olsa da, zaman zaman çok üşüdük.  Geceleri dışarda olmasak ta benim son gecemde, bahsettiğim meşhur krepçide midelerimizi tıka basa doyurduktan sonra Eiffel'i ışıklı görmek için gittik. Her saat başı olan ve yaklaşık 5 dakika süren ışık gösterisini hayaller kurarak izledim. Bir ayrılık olmadı çünkü tekrar geleceğimi biliyordum, beni buraya çeken başka bir şey var buna eminim.


Devamı gelecek...


Beril.




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...